Disneyland ve hiç büyümeyen çocuklar

Disneyland ve hiç büyümeyen çocuklar…

Kasım ayı benim ayım 😊 Bu ay doğum günüm şerefine araya çok güzel bir rota sıkıştırdım. Doğum günü pastası tadında tatlı mı tatlı bir yer…

Haydi bakalım herkes söylesin, en sevdiğiniz çizgi film karakteri hangisi, yada hangileri? Beni tanıyanlar bana bu soruyu genelde sormazlar, neden? Çünkü bilirler ki Maya demek Mickey ile Minnie demek 😊 Arkadaşlarımın Minnie ve Mickey’e dair gördükleri her eşyada akıllarına gelmem, bu vesile ile doğum günlerimde hediye seçiminin daha kolay hale gelmesi ve o hediyeyi şüphesiz çok beğenecek ve sevecek olmam…onlara da yapılmış çok büyük kolaylık değil mi 😊

Peki siz kendinize doğum günü hediyesi hediye eder misiniz 😊 ben arada sırada ederim ve en unutamadığım hediyem 2007 yılında kendimi doğum günümde Disneyland’a götürmemdi. 2007’deki bu unutulmaz gün arkadaşımla yaptığımız bir Batı Amerika turunda Los Angeles’taki Universal Studios içinde yer alan günü birlik Disneyland ziyaretimizdi. Mickeyle ve bu masal şehirle tanışmam ilk o zamana dayanır, fakat hem uzun zaman önce olduğu için ve de ağırlıklı hem Universal Studios hem de Disneyland’ı gezme şeklinde çok hızlı günübirlik bir tür olduğu için yazıda onu değil de asıl tadını çıkara çıkara, hoplaya zıplaya, güle oynaya, hakkını vere vere gezdiğim yakın zaman önce gerçekleştirdiğimiz Disneyland Paris seyahatimi yazmak istedim. 2007 yılındaki Disneyland’daki o güne dair en unutamadığım ayrıntı da şuydu; Disneyland’a girişte bana doğum günüm olduğu için yakama bir rozet taktılar (hala saklarım 😊) üzerinde adım yazılıydı ve içeride bununla bana bazı ayrıcalıklar verileceği söylenmişti. Mickey’nin beni dansa kaldırması, o meşhur Disney geçit töreni esnasında önümden geçen karakterlerin bana el sallaması, her girdiğim dükkanda ‘Happy Birthday Maya’ demeleri, bi anda birinin gelip ‘birthday girl’ deyip bana balon hediye etmesi gibi…bırakın o gün bir yaş daha almayı kendimi onlarca yaş geriye gitmiş hissettim 😊. O kadar mutlu olmuş ve eğlenmiştim ki. Aşağıya hemen benim için tarihte önemli bir not olan Mickey ile ilk tanıştığım ve Disneyland’a ayak bastığım ilk gün olan 25 Kasım 2007’den bir iki fotoğraf bırakıp günümüze ve Disneyland Paris cümbüşüne ışınlanıyorum.

Bu yazı Disneyland’ın aşırı renkli dünyasından dolayı bol bol fotoğraf içerir. İyi eğlenceler…

Disneyland Paris’te dolu dolu bir gün, hatta konaklama, hatta evlilik yıldönümü kutlaması…

Bu çift çıldırmış😊 niye evlilik yıldönümü hediyesi birbirimize taşlı yüzük, saat falan almıyoruz da Disneyland’a gidiyoruz ki. Çünkü orda geçirdiğimiz o günün tarifi, mutluluğu hiç bir maddi hediyede yok.

Haydi gerçek hayattan çıkıp masal dünyasına giriyoruz. Hazır mısınız?

Gelin önce kısaca Disneyland nedir, kimdir, nerdedir, nasıl doğdu, nasıl gelişti ordan başlayalım ve günümüze kadar gelişini, 7 den 77 ye nasıl herkese hitap eden bir dünya olduğunu keşfedelim.

Disneyland’ın kurucusu Walt Disney. Asıl adı Walter Elias Disney. Walt Disney çizime meraklı ve karikatürler çiziyor. Çizimlerini ilk önce gazetelere götürüp yayımlatmaya çalışmış fakat beğenilmemiş sonra bir şekilde bir klisenin etkinliklerinin resmini çizerken rahip tarafından çizimleri beğenilince rahipten teklif almış ve küçük bir ücret karşılığında rahibe çalışmaya başlamış. Rahip, Walt Disney’e klisede çalışması ve kalması için bir oda vermiş. Walt Disney klisedeki bu odasında yaşarken odada bir fare varmış, ilk zamanlar ondan korksa da sonradan onu benimsemiş ve ona bir isim takip fareyi resmetmeye başlamış. Fare’ye Mickey adını takmış ve işte bu çizimler ona dünyanın en ünlü yapımcısı olma fırsatını sağlayan Mickey Mouse çizimleriymiş. Daha sonra Mickey Mouse ile başlayan bu serüvenini Walt Disney kardeşi ile beraber çalışıp kurduğu prodüksiyon şirketi ile büyütmüş. Sonrasında da neler mi olmuş; hepimizin okuduğu izlediği şu anda çocuklarına anlattığı kahramanlar, masallar, çizgi filmler doğmuş. Mickey Mouse’u kız arkadaşı Minnie Mouse izlemiş, sonrasında Alice Harikalar Diyarında, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Güzel ve Çirkin, Aslan Kral, Alaaddin, Cindrella ve birçoğu… derken Walt Disney 1955 yılında ilk Disneyland eğlence parkını açmış. Disneyland eğlence parkı projesinin çıkışı da aslında Walt Disney’in ilk etapta kendi bünyesinde çalışanların çocukları ile birlikte eğlenebileceği özel bir park kurma fikrinden doğmuş. Disneyland ilk olarak 1955’te Los Angeles, Kalifornia’da açılıyor. Şu anda dünyada Orlando/Florida, Paris, Tokyo, Shanghai ve Hong Kong olmak üzere toplam 6 Disneyland var.

Walt Disney ile doğum günlerimizin yakın olması aynı burçtan oluşumuz da bence benim Disney’e hayranlığım ve bu yazının bu ay yayınlanması için hazırlanmasına bir sebep 😊

Kitabın sayfalarından veya çizgi filmi izlediğimiz ekrandan içeriye girmeye hazır mıyız 😊 o zaman masal dünyasının kapısını aralıyorum…

Disneyland Paris’e böyle görkemli bir kapıdan giriliyor. İçeri girerken otoban gişesinden geçer gibi geçiyorsunuz. Biz biletlerimizi daha önceden internetten almıştık o yüzden Disneyland ana girişinden, otomobil park yerine, Disney parkının girişine kadar online aldığımız biletleri kullandık.

Biletlerde günübirlik, iki günlük, tek park, iki park (Disneyland Paris’te hem Disneyland Park hem Walt Disney Studios park olmak üzere iki park var), esnek bilet (açık tarih) diye seçenekler var. Ama her durumda bileti yerinden de almak mümkün. Biz gittiğimizde sezona göre çok sıra yoktu ve bir çok gişe olduğu için park girişleri de gayet rahattı. Disneyland Paris için tabiiki sezon çok önemli, özellikle Avrupa’da okulların tatil olduğu dönemler, paskalya zamanı, havaların ısınmaya başlaması en yoğun günlerini yaşatıyormuş Disneyland’a, fakat bizim hedefimiz zaten 1 Ekim olan evlilik yıldönümüzünü orada kutlamaktı ve şansa da hiç bir tatil dönemine denk gelmiyordu, o yüzden fazlasıyla rahat gezdik. Disneyland parkta da normalde bir çok oyun alanı girişinde veya Disney kahramanları ile tanışma, imza alma anlarında uzun kuyruklardan oluşan sıralar oluyor. 1 Ekim’de orda olmamız bizi kalabalık olmamasının yanı sıra bir sürprizle daha karşılaştırdı. Disney cadılar bayramı temasındaydı. Disneyland da her sezonda şehirler gibi kendini süslüyor. X-mas dönemi, paskalya dönemi vs. derken biz de her yerde cadılar bayramı süslerinin bu temalarla dolu dekorasyonların olduğu bir döneme denk gelmişiz.

Disneyland’a girip yürümeye başladığınızda sizi görkemli, şato görünümlü bir bina karşılıyor. Bu bina hem sizin masal dünyasına giriş kapınız hem de aslında bir hotel. Disneyland Hotel.

Disneyland Paris 2 bin hektarlık bir alana kurulmuş ve içinde 7 hotel var, malesef park içerisindeki bu hotellerin gecelik konaklama ücretleri oldukça yüksek. Fakat daha makul fiyatlara bütçenize uygun konaklayabileceğiniz kardeş hoteller de mevcut. Merak etmeyin onlar da Disney hotellerinden farklı değil, benzer konseptlerle hazırlanmış sadece mesafe olarak 3-5-10 km Disney’in dışında kalan ama cebinizi çok da zorlamayacak türden sizi memnun edecek konaklamalar. Biz onlardan biri olan Dream Castle Otel’i tercih etmiştik.

Disneyland Paris Hotel’in veya bu şatonun girişinde kısa da olsa biletinizi okutturup turnikeden geçmek için beklerken bile kalbiniz küt küt atabilir, heyecandan daha fazla bekleyemeyip turnikenin üstünden zıplama düşüncesine bile kapılabilirsiniz, çünkü içerisi tünelden ışığı görmek kadar heyecan verici bir ışık yayıyor. Beklediğiniz alanda çoktan müzik seslerini duyuyor ve içeride geçireceğiniz gün için sabırsızlanıyorsunuz.

Ve içerideyiz…

Arkamdaki Uyuyan Güzel Şatosu’nun içinden geçtiğinizde ilk önce ufak bir baş dönmesi yaşayabilirsiniz, çünkü hemen her şeye binmek, her şeyden tatmak, her dükkana girmek, her kahramanla fotoğraf çektirmek istiyorsunuz ama hepsi aynı anda olamayacağına göre nereden başlayacağınıza karar vermelisiniz. Biz Disneyland’a ne de olsa konaklamalı geldik diye biraz daha rahat hareket ettik ama yine de organize olmakta ve plan yapmakta fayda var diye düşündük. Girişte Disneyland haritanızı zaten size veriyorlar o yüzden ne nerede, nasıl gidilir kısmı pek de zor olmuyor, zor olan kısım istikamete giderken yol üzerinde onlarca farklı şeye takılmanız ve şurda da az eğlensek burda da az fotoğraf çekinsek aa bu da güzelmiş buna da binsek derken zamanın nasıl geçtiğini anlamamanız ve hedefi şaşırmanız 😊

Disneyland Paris Parkı belirli bölümlerden oluşuyor, bu bölümler ağırlıklı olarakdaha çok macera severlere, çocuklara, yeme içmeye ve alışverişe yönelik kısımlar olarak ayrılmış.

Eğlence parkının en eski kısmı Disneyland Park. Burası daha çok çocuklara yönelik bir yer, çizgi film kahramanlarının ortalıkta gezdiği, pembe şatoların yer aldığı masallardan fırlama bir bölüm. Main Street 19. yüzyıl Amerikan kasabası konseptli bir cadde. Yeme-içme ve alışveriş olanaklarının olduğu bölüm, farklı konseplerde bir çok alışveriş dükkanı var, bir dükkanda sadece Buzlar Kraliçesi konsepti görürken diğerinde sadece ahşaptan yapılmış Disney karakterleri bulabilirsiniz, bir diğerinde sadece karakterlerden şekerlemeler. Ayrıca belirli akşamlarda ve belirli saatlerde burada meşhur Disney geçit töreni oluyor.

Fantasyland çocukların hayal dünyalarını aralayan kapı, içeride nerdeyse bütün Disney karakterlerini görmek mümkün, karakterler saat başı geçit töreni yapıyor ve etrafa öpücükler dağıtıyorlar. İsteyen her karakterle fotoğraf çektirebiliyor, çocuklar yanlarına defterlerini getirip imza bile alıyorlar 😊biz de Goofy ve Plüto ile biraz şakalaşıp eğlendik. Diğerleri ile de geçit töreni esnasında selamlaşmaya karar verdik.

Adventureland macera severlerin en çok ilgisini çekecek bölüm, içinde dışarıdan da çok görkemli görünen Indiana Jones Temple of Peril ve Karayip Korsanları var. Bu bölümde ayrıca çok güzel botanik bahçeler de mevcut. Her tema parkın kendine özgü temasını müziklerle ve dekorla da çok güzel yansıtmışlar. Mesela Adventureland’da gezinirken Karayıp müzikleri eşliğinde dolaşıyorsunuz, Fantasyland’da sürekli film müzikleri çaliyor Peter Pan’dan, Uyuyan Güzel’e, Dumbo’dan, Karlar Ülkesi’ne. Ziyaretçileri o büyülü dünyanın içinde hissettirmek için her şey usulünce yapılmış. Bir ilginç ayrıntı da parkların özenle hazırlanmış ses düzeni. Örneğin; Main Street’deki dondurma dükkanının yanındaki evin birinci katından gelen piyano derslerinin sesini duyabilirsiniz. Yine Disneyland’ın vahşi batı temalı eğlence adasında madencilerin aşağıdan gelen kazma kürek seslerini duymak da mümkün. Perili Köşk bölümündeki büyük mermer mezarın yanında da kalp atış sesleri duyuluyor.

Bir diğer bölüm de uzay üssünü andıran Discoveryland. Bu bölüm daha çok bilim kurgu temalı. Gelecekte gerçekleşecek maceralar üzerine kurulmuş. Zaman makinaları, roller costearda uzay gemisi ile seyehat, uçan daireler, Star Wars ve daha birçoğu…biz de uzay gemisi ile galakside ufak bir yolculuk yaptık.

Disneyland’ta büyümeyen bir çocuksunuz, yaşınızı başınızı hiç takmadan uzay gemisine de en ufak atlı karıncaya da binebilirsiniz, çünkü orada yaş yok, yanınızdan geçen 4 yaşındaki minik kız bir prenses olmuş olabilir, siz Minnie, eşiniz Mickey. O gün orda her insan ünlü bir karakter 😊

Mesela biz gerçekten içeri ilk girdiğimizde hemen atlı karıncaya binmiştik, hatta binince baktık ki atlı karıncadaki çocuk sayısı yetişkin sayısından az. Ardından benim favorim olan Alice Harikalar Diyarında’ki Mad Hatter’in çay partisindeki çay bardaklarının içinde bitmesini istemediğim başımı döndüren dakikalar😊 

Acıktık…

Peki Disneyland’da ne yenir? Öncelikle şunu belirtmeliyim ki Disneyland’da aç kalmak mümkün değil. Yeme-içme adına bir çok seçenek var, ama dolaşırken bir şeyler atıştırayım restorana oturmayayım derseniz neredeyse her şey tatlı, her şey şekerleme, her şey çikolata 😊. Cafeler o kadar sevimli ve güzeller ki saat başı bir şeyler yemek içmek için oturma isteği duyuyorsunuz.

Biz de ne yesek diye dolaşırken önce bir Afrika mutfağının önünden geçtik, bizi şarkılarla içeriye davet ettiler fakat daha sonra Meksika Restoranı’na denk gelince orada yemeye karar verdik. Restoranın içindeki çocuk mama sandalyelerinin dahi Mickey kafası olması peki?

Gelelim ‘Disneyland’da Bir Gün’ün en önemli saatlerinden birine. Yıldızlar geçit töreni zamanı. Gün boyunca parkın içerisinde dolaşan karakterler arada imza dağıtmış, arada bizimle şakalaşmış, arada dans etmişti. Bu karakterlerin hepsi akşam saat 5’te bir araya geliyor ve uzunca bir geçit töreni gerçekleştiriyorlar. Disneyland Paris’te günün en önemli olaylarından biri de bu geçit töreni. Disney ziyaretçileri Main Street’teki kaldırımlarda, yol kenarlarında kahramanları en önden görebilmek için saatler öncesinden yer bile kapıyorlar. Tüm karakterler şatonun bulunduğu meydandan çıkarak müzikler ve danslar eşliğinde geçit töreni boyunca herkesi selamlıyorlar. Biz de geçidi izlemek için Main Street’e gidip kendimize rahatlıkla izleyebileceğimiz uygun bir yer buluyoruz.

Geçit başlıyor, müziğin sesi artıyor, tüm karakterler dans ederek önünüzden geçmeye başlıyorlar, çocuklar onlara bu kadar yakın olmanın ve hepsini bir arada görmenin heyecanı içerisinde, büyükler de hem benim gibi anın tadını çıkarıyor hem de belki de benim gibi bu büyülü dünyanın arka planını merak ediyordur diye düşünüyorum.

Pinokyo geldi, ardından daha bir çok karakter ve güzeller güzeli Pamuk Prensens, sonlara doğru da herkesin heyecanla beklediği Mickey ve Minnie. Bu arada Disneyland’da her karakterden sadece bir tane var, böylece çocuklar karakterin varlığına ve tek bir tane olduğuna inanıyorlar, ve karakterler hiç bir şekilde büyünün bozulmaması için konuşmuyorlar.

Az önce merak ettiğimi siz de ediyor musunuz? Peki bu kocaman büyülü dünyanın arka planındaki karakterler kimler. Disneyland Paris’te 100 farklı ulustan toplam 150.000 çalışan olduğunu biliyor muydunuz? Bir İK’cı olarak fazlasını da merak ettim 😊 Disneyland’da çalışmak için Disneyland’ın kariyer sitesinden başvuru yapılabiliyor. Karakterden, makyöze, terziden, karşılamaya, mühendisten, teknik çalışana bir çok eleman alınıyor. Düşünsenize size;

– ‘Ne iş yapıyorsunuz’ diye soruyorlar

– ‘Prensesim ben’ diyorsunuz

– ‘Pardon!’

– ‘Evet Prensesim, Disneyland’da çalışıyorum, Pamuk Prensesim’

çok havalı değil mi 😊

Disneyland Paris’te aslında gün bu geçit töreninden sonra bitiyor, sonra yavaş yavaş parklar kapanıyor. Biz saat 21:00’deki Disney Gece Show’u olarak adlandırılan havai fişek gösterisine de kalmak istedik. Bu show için de herkes bu sefer girişteki uyuyan güzel şatosununun karşısında yerini alıyor. Işıklar, havai fişekler, müzik ve su gösterileri ile şato unutulmaz görüntüler ve müziklerle yine sizi olduğunuz yerden alıp büyülü bir dünyaya götürüyor. Gösteri boyunca şato farklı temalarla ışık geçitleri sergiliyor; bunlardan en çok beğendiklerim; tüm şatoda aşağıdan yukarıya doğru balonların hareket ettiği ‘sonsuda dek mutlu’ ve müthiş bir ışık gösterisi olan ‘ağacın yaşamıydı’.

Alışveriş

Disneyland’da alışveriş yapmak için hem parkın içinde hem de parkın dışında bir çok alternatif var. Parkın içerisinde farklı ve özel tasarımlar da bulmak mümkün, ama her dükkanda hemen hemen birbirinin aynısı objeler görmek de, benim en severek dolaştığım parkın dışında çıkışa yakın olan çok ama çok büyük bir Disney Store’du, hatta ben oraya Disney Outlet bile derim, çünkü parkın içinde normalde pahalı bulduğum ürünlerden sonra orada hem daha çok çeşit hem de daha uygun fiyatlar vardı. Benim zaten yeterince Mickey, Minnie, İgor vb. karakterlerde oyuncağım da objem de kıyafetim de olduğu için 😊 çoğuna pek alıcı gözüyle bakmasam da içeride gezinmek en az Disney Park’ta gezinmek kadar güzel bence.

O gece hotelimize gittiğimizde hotelin dekorundan dolayı hala Disneyland’da gibi hissetsek de asıl odanın dekoru bizi şaşırtmıştı, sonradan öğrendik ki Disneyland ve civarındaki çoğu hotel odası bu konseptteymiş. Ağırlıklı çocuklu aileler konakladığı için her oda bir çift kişilik yatak ve ranza veya ranzalardan oluşuyor, ve odalar inanılmaz derecede büyük. Kahvaltıya indiğimizde de kendimizi bir kreşte doğum günü kutlama partisine katılmış gibi hissettik, her yerde elinde çikolata sürülmüş ekmeklerle balonlarla koşuşturan çocuklar vardı 😊

Disneyland’ın çıkış kapısına yaklaşırken her seyahatimden ayrılırken benim dediğimi bu kez Mickey bana söylemişti;

See You Soon!

Yakında görüşmek üzere.

Maya L’abeille

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir