Sessiz Çığlık

SESSİZ ÇIĞLIK
Her güne başka meseleyle uyanıyoruz. Şikayet etmekten başka bir şeyler yapmalı, düşünmeli hiç olmazsa. Düşünmeli, daha güzel bir dünya, daha güzel bir memleket, daha güzel bir medeniyet için. Ta ki aydınlığı getirene kadar. İnandıklarımız uğruna, anlatmak isteyip de anlaşılamadıklarımız uğruna. Etrafımızda kol gezen tüm fenalıklara ve bayağılıklara rağmen. Her şeye rağmen. Dünya değişiyor, vakit su gibi akıp gidiyor ama insan yine olduğu yerde kalıyor. Velhasıl, zaman değişiyor değişmesine de insan hiç değişmiyor. Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, her şeyiyle, varıyla, yoğuyla sınanıyoruz. Müthiş acılara da şahit olmuşuzdur fakat ne bir ders alınmışlık vardır ne de bir insanlık. Sanki tüm bu olanlar tekrar etmek üzere.
Herkesin her şeyi bildiği, öğrenmeye, dinlemeye ihtiyaç duymadığı bir çağ bu. İçinde kötülüğü barındıranların avazı çıktığı kadar bağırdığı, iyilerinse suspus olduğu sessizlik içindeyiz. Halbuki dünya kötülere, kötülüklere bırakılmayacak kadar kıymetli. İçindekilerle, gökyüzüyle, taşıyla, toprağıyla, güneşiyle, yağmuruyla, rüzgarıyla… Bizim için kurulan bu dünya, biz geldikten sonra kirlendi ama, ne acı. Biz geldik; bahşedilen yurdu talan ettik, yetmedi yakıp yıktık. Yakıp yıkarken sadece topraklarımızı değil, yerimizi yurdumuzu değil, gönülleri de iyi niyetleri de yakıp yıktık. Dar ettik birbirimize bu dünyayı. Yaşayamadık doğru dürüst, sığışamadık, geçinemedik. Ve sonra herkes sitem etti, herkes şikayet. Ama kimse elini taşın altına koymadı. Sadece söylendi ve geçip gitti. Ne söylediğini, neye söylendiğini de bilmeden. Birinin de aklından geçmedi bu koskoca dünyaya kendisinin de bir parça olsun zarar vermiş olacağı. Unuttu, tıpkı her şeyi unuttuğu gibi ve günlük eğlencesine koştu. İnsan olmayı, insanlığı unuttu. Hani Cengiz Aytmatov, “İnsan için en zor olan şey, her gün insan kalmaktır.” diyor ya, işte o zaman insan kendini bu çağa ait hissetmiyor.
Zor evet, her gün bunca şeye rağmen insan kalabilmek, hızla ve gittikçe artan topluluklar içerisinde derdini anlatabilmek. Aynı dertten muzdarip olan insanları bulabilmek. Ama her şeye rağmen yine yeniden biz güzelleştirebiliriz buraları. Eğer inanırsak, eğer arzu edersek tabi. Bir dakika susup sadece dinleyerek başlayabiliriz mesela. Etrafta olan biteni fark edebilmek, duyabilmek için susmalı, evvela kulak vermeli. Gelen çağrıyı dinlemeli gönül. Görmeli, duymalı, hissetmeli… En derinden.. İşte orada açılan kapıdan girmeli. Görün bakın o zaman her şey nasıl da güzelleşecek. İlk adımı atmalı, hem de hemen şimdi! Gelecek için, hür kuşların sesi için, tüm yaşanamamış güzellikler için…
Söyleyecek sözü olanlara… Merve TAHİR

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir